15.10.2009 - İstemBana ne istediğimi sordu. “Hiçbir şey istemiyorum demedim mi, rahat bırak! Benim kaderim bu. Bu sadece benim...” Gözleri doldu. Bir an duraksadım. Ona acımıyordum ama yine de susmam gerektiğini anladım. Biraz sonra ağlamaya başladı. Ağlamak tuhaf şey doğrusu. Bana kalırsa insan yalnızca ölürken ağlamalı. Çünkü ancak o zaman göze hoş gelen bir hakikati olurdu. Ölene dek mutluluk peşinden koşmuş, bulamamış, her defasında yuvarlanmış kimse, nihayet her şeyin bittiği o an; tüm çabalarının gerçekte ne kadar gereksiz ve yıpratıcı olduğunu fark eder. İşte bu, ağlanacak bir vaziyet. O yüzden, ölenin yakınları değil, ölecek kişi ağlamalı. Gözlerinin kızarıklığına baktım. Eğer sonunda ölmeyecekse yaptığı saçmaydı. Şimdi daha bıkkın ve daha sinirli olduğumu hissettiğinden ağlamasına son verdi. Bir çocuk gibi burnunu çekiyor, yutkunuyordu. “Hiçbir şey istemiyorum, anlamaya çalış. Bana vaat edilen her şey, ama her şey, insanların geçici kurmacalarından başka ne olabilir? Sonu gelmeyen bir heyecan biliyor musun hiç? Batmayan bir güneş, kapanmayan gökyüzü gördün mü? Çocuk değilim ben! Sus!” Üzerine yürüdüm. Bu kez de korkudan ağlayacaktı. Ve ağladı da. Odanın sessizliğini bozan bir soluk alıp verişi vardı. Durdum. Pencereye baktım. Güneş ışıkları karşı binanın camlarından yansıyarak odayı dolduruyordu. Hava aydınlıktı. Görüyor musun dercesine gülümsedi. “Beni kandıramazsınız! Bir insanın karanlığını delebilecek hiçbir ışık yoktur!” Sokağa çıktım. Bir o yana bir bu yana yürüdüm. Ne tarafa gitsem güneş de benimle birlikte geliyordu. Sanki beni ikna etmek isteyen bir ısrarı vardı. Kendimi, artık kullanılmayan eski bir köprünün merdivenleri altına gizledim. Gizlenmekten ziyade, bir terk edişti bu. Oyunlarından ayrıldım. Benim için gerçek olan şey olan şuan bulunduğum yerdi. Dünyanın pisliğini gözlerime serpmekle meşgul bir rüzgâra direnmeye çalışıyordum. Ve şu nehir... Griye dönüşmek üzere gibi duran maviliğiyle şehrin tek güzel yanıydı. Sessiz, durgun, ağır ağır akıyordu. Her an ona düşmeye yeltenebilir ve birlikte ulaşacağımız derin sulara kadar yüzükoyun yatabilirdim üzerinde... Uykum gelmişti. Ellerimi başımın altında birleştirerek uzandım. Merdivenin döküntüleri bana evimizi hatırlattı. Önceleri güzel; temiz, duvarlarına ölümün değil yaşamın boyandığı bir evimiz olsun isterdim. Yani önceleri istediğim şeyler olurdu. Ama artık hiçbir şey istemiyorum. Kapadım gözlerimi... . .
|
| ______________________________________________________________ + Yorum yaz |
2009-10-16 18:53:56 - ... |
| Yazan: safakkk |
| Açmakta istemiyorum sanki... Sussa herşey...
Ah... Şu cümleleriniz... Diyemiyorum birşey... |
| <- Önceki yazı | Sonraki yazı -> |